Anne – Baba ile İlişkimizde Sınır Koymak Gerekli mi?

Anne ve babamızı sevmek, hayatımızın sınırlarını onlara teslim etmek anlamına gelmez. Bazen sağlıklı bir ilişkiyi korumanın yolu, suçluluk duymadan araya mesafe koymayı öğrenmekten geçer.

Ebeveynlerle Araya Sınır Koymak Neden Bazen Gereklidir?

Ebeveynlerle araya sınır koymak, çoğu insan için başka herhangi bir ilişkideki mesafeden çok daha zordur. Çünkü konu anne ve babamız olduğunda sevginin yanına görev, vicdan, minnet ve suçluluk gibi güçlü duygular da eklenir. Bazen yetişkin olduğumuz hâlde kendi hayatımızı yaşamak ile “iyi bir evlat” olmak arasında sıkışıp kalırız.

Oysa bir insanı sevmek, onun her davranışına katlanmak anlamına gelmez. Anne veya babamız olması da bize zarar veren davranışları görmezden gelme zorunluluğu yaratmaz.

Anne ve Babaya Sınır Koymak Saygısızlık mıdır?

Çocukken ebeveynlerimize bağımlıyızdır. Nerede yaşayacağımızdan ne yiyeceğimize kadar hayatımızın büyük bölümünde kararları onlar verir. Ancak yetişkinlikle birlikte ilişkinin de değişmesi gerekecektir. Artık anne ve babanın karşısında kendi kararlarını veren ve kendi hayatının sorumluluğunu taşıyan yetişkin bir birey vardır.

Bazı ebeveynler bu geçişi kolaylıkla kabul ederken bazıları çocuklarının yetişkinliğini kabullenmekte zorlanır. Hangi mesleği seçeceğinden kiminle evleneceğine, parasını nasıl harcayacağından çocuğunu nasıl yetiştireceğine kadar pek çok konuda söz sahibi olmak isterler. Üstelik bunu çoğu zaman “Senin iyiliğin için söylüyorum” düşüncesiyle yaparlar.

Niyet iyi olsa bile sürekli müdahale bir süre sonra sınır ihlaline dönüşür. Çünkü yetişkin bir çocuğu sevmek ile onun hayatını yönetmeye çalışmak aynı şey değildir.

Sağlıklı bir ebeveyn-çocuk ilişkisinde yetişkinlik döneminden itibaren kontrolün yerini karşılıklı saygı almalıdır.

Neden Anne ve Babamıza Hayır Demekte Zorlanırız?

Bir arkadaşımıza veya iş arkadaşımıza rahatlıkla söyleyebildiğimiz “hayır” kelimesi anne ve babamız söz konusu olduğunda boğazımıza düğümlenir. Bunun önemli nedenlerinden biri çocukluktan beri öğrendiğimiz aile rolleridir.

“Anne babaya karşı gelinmez”, “Onlar senin için neler yaptı”, “Bir gün onları kaybedince pişman olursun”, “Anne hakkı ödenmez” gibi cümleler çoğumuzun zihninde güçlü bir yer tuttuğu gerçektir. Bu düşünceler sevgi ve minnet duygusuyla birleştiğinde yetişkin bir insan kendi sınırlarını korumakta zorlanır. Böylece istemediğimiz şeylere evet der, bizi rahatsız eden davranışlara sessiz kalır ve kendi kararlarımızı savunduğumuzda suçluluk duyarız.

Oysa minnet duymak ile kendinden vazgeçmek aynı şey değildir. Anne ve babamızın bizim için yaptıklarını takdir ederken, onları sevebilir ve aynı zamanda kendi hayatımızın sınırlarını çizebiliriz.

Ebeveynlerle Mesafe Koymayı Gerektiren Davranışlar

Her aile zaman zaman tartışır. Anne babamız bazen bizi öfkelendirir, biz de onları istemeden kırarız. Tek bir tartışma veya fikir ayrılığı sağlıksız bir ilişki anlamına gelmez. Burada önemli olan davranışın sürekliliği ve üzerimizde bıraktığı etkidir.

Ebeveynin sürekli eleştirmesi, küçümsemesi, özel hayata müdahale etmesi, aldığımız kararları hiçe sayması, eşimiz veya çocuklarımız üzerinden baskı kurması ve her sınır koyma girişimimizde bize suçluluk hissettirmesi zamanla ilişkiyi yıpratır. Sevgi de bir pazarlık aracına dönüştüğünde ilişkinin dengesi bozulur.

Bazı ebeveynler “Ben senin annenim” veya “Ben senin babanım” diyerek yetişkin çocuklarının hayatında sınırsız bir hakka sahip olduklarını düşünür. Oysa ebeveyn olmak, başka bir yetişkinin kişisel sınırlarını ortadan kaldırmaz.

Özellikle her görüşmeden sonra kendinizi tükenmiş, değersiz, öfkeli veya suçlu hissediyorsanız ilişkinizin biçimine yeniden bakmanız gerekir.

Mesafe Koymak İlişkiyi Kesmek Demek Değildir

Mesafe koymak denildiğinde akla çoğu zaman anne veya babayla bütün iletişimi kesmek gelir. Oysa sınır koymanın tek biçimi bu değildir.

Her gün konuşuyorsanız daha seyrek konuşmayı tercih edebilirsiniz. Her özel kararınızı anlatıyorsanız bazı konuları kendinize saklamak da bir seçenektir. Habersiz ziyaretler sizi rahatsız ediyorsa anne veya babanızdan önceden haber vermesini istemek yanlış değildir. Evliliğinize, çocuklarınıza veya maddi kararlarınıza sürekli müdahale ediyorlarsa hangi konuları tartışmaya açmayacağınızı açıkça söylemeniz kabalık olmaz.

Buradaki amaç karşınızdaki kişiyi cezalandırmak değil, ilişkiyi size zarar vermeyecek bir noktaya taşımaktır.

Bazen küçük bir sınır yeterlidir. Bazen daha fazla fiziksel veya duygusal mesafeye ihtiyaç duyarız. Şiddet, tehdit, ağır psikolojik baskı veya istismar söz konusu olduğunda ise önce kendi güvenliğimizi korumamız doğru olur.

Sınır Koyunca Neden Suçlu Hissederiz?

Belki de bu sürecin en zor tarafı budur. Doğru olduğunu bildiğimiz bir kararın ardından bile kendimizi kötü hissederiz.

Ancak suçluluk hissetmek her zaman yanlış bir şey yaptığımız anlamına gelmez. Bazen yalnızca daha önce yapmaya alışık olmadığımız bir şeyi yaptığımız için suçluluk duyarız. Yıllarca herkesi memnun etmeye çalışan bir insan ilk kez “Hayır” dediğinde huzursuzluk yaşar. Ailesinin beklentilerini sürekli karşılayan biri ilk kez kendi isteğini seçtiğinde doğal olarak kendisini bencil hisseder.

Bu duygu, koyduğunuz sınırın yanlış olduğunu kanıtlamaz. Bazen yalnızca yıllardır alıştığınız aile düzeninin dışına çıktığınızı gösterir.

“Ama O Benim Annem” ya da “O Benim Babam”

Ebeveynlerle ilişkilerde en büyük iç çatışmalardan biri burada ortaya çıkar. Bir tarafta bize zarar veren davranışı görürüz, diğer tarafta karşımızdaki kişinin annemiz veya babamız olduğunu düşünürüz.

İki gerçek aynı anda var olur. Annenizi severken bazı davranışlarından zarar görebilirsiniz. Babanıza minnet duyabilir ve onunla bazı konuları konuşmak istemeyebilirsiniz. Anne babanızın kendi çocukluklarında büyük zorluklar yaşadığını anlayabilir ve yine de onların size yaptığı yanlışları normal kabul etmeyebilirsiniz.

Bir davranışın nedenini anlamak, o davranışı kabul etmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez.

Belki anneniz kendi annesinden böyle gördü. Belki babanız sevgisini nasıl göstereceğini hiç öğrenmedi. Bunları anlamak öfkemizi azaltabilir ve geçmişe başka bir gözle bakmamızı sağlayabilir. Ancak yetişkinlikte kendi ruhsal sınırlarımızın sorumluluğunu artık biz taşırız.

Ebeveynimizi Değiştirmek Bizim Görevimiz Değildir

İnsan bazen yıllarını anne veya babasının değişmesini bekleyerek geçirir. Kendimizi daha iyi anlatırsak anlayacağını, bir gün hatasını fark edeceğini veya sonunda bize ihtiyacımız olan şekilde davranacağını düşünürüz.

Bazen gerçekten değişirler. İnsanlar kendilerini sorgular, ilişkiler dönüşür ve aile yıllardır konuşamadığı konuları sonunda konuşmaya başlar. Ancak her ebeveyn değişmek istemez.

Bu noktada asıl soru “Onu nasıl değiştirebilirim?” değil, “O değişmese bile ben kendimi nasıl koruyabilirim?” olmalıdır.

Çünkü sınır koymak karşımızdaki insanın davranışlarını kontrol etmek değildir. Sınır, onun ne yapacağını değil, o davranış karşısında bizim ne yapacağımızı ortaya koyar.

“Benimle bu şekilde konuştuğunda konuşmayı sonlandıracağım.”

“Bu konu hakkında kararımı verdim ve tartışmak istemiyorum.”

“Evime gelmeden önce haber vermeni istiyorum.”

“Çocuğumla ilgili bu kararı biz vereceğiz.”

Bunlar sevgisizlik değil, yetişkin ilişkilerinde ihtiyaç duyduğumuz sağlıklı sınırlardır.

Mesafe Bazen İlişkiyi Kurtarır

Her zaman daha fazla yakınlık daha sağlıklı bir ilişki anlamına gelmez. Bazen fazla iç içe geçmiş ilişkilerde biraz mesafe iki tarafın da nefes almasını sağlar.

Sürekli çatışan anne ve çocuk daha seyrek görüştüğünde daha iyi anlaşabilir. Her ayrıntıyı paylaştığımız bir ilişkide bazı konuları kendimize saklamak tartışmaları azaltabilir. Ebeveyn de yetişkin çocuğunun sınırlarını gördükçe ilişkinin yeni biçimine zaman içinde alışabilir.

Bu nedenle mesafe her zaman kopuş değildir. Bazen ilişkiyi sürdürebilmek için ihtiyaç duyduğumuz alanı yaratır.

Elbette her ilişki aynı değildir. Bazı ailelerde açık bir konuşma sorunu çözerken bazı ebeveynler sınırları defalarca ihlal eder. Böyle durumlarda kendimizi koruyacak mesafeyi bizim belirlememiz gerekir.

İyi Evlat Olmak Kendinden Vazgeçmek Değildir

Anne ve babamızı sevmek, onlara değer vermek ve ihtiyaç duyduklarında yanlarında olmak çok kıymetlidir. Ancak bütün bunların bedeli kendi hayatımızdan vazgeçmek olmamalıdır.

Yetişkinlik biraz da anne ve babamızın çocuğu olmaya devam ederken kendi hayatımızın yetişkini olmayı öğrenmektir.

Onları sevebiliriz ama her düşüncelerine katılmak zorunda değiliz. Minnet duyabiliriz ama bütün beklentilerini karşılamak zorunda değiliz. Geçmişlerini anlayabiliriz ama bize zarar veren davranışlarını sürdürmelerine izin vermek zorunda değiliz.

Bazen sevgi yakın durmayı, bazen de sağlıklı bir mesafe bırakmayı gerektirir. Çünkü bir ilişkiyi korumak adına sürekli kendimizden vazgeçiyorsak, korumamız gereken başka bir ilişki daha vardır: Kendimizle kurduğumuz ilişki.

Sevgiyle ve Işıkla,

Sevgim Çöloğlu