Sık Görülen Yansıtma Davranışları: Yansıtma Nasıl Anlaşılır?

Yansıtma, kişinin kendisinde kabul etmekte zorlandığı duygu, düşünce, dürtü veya özellikleri başkasına atfetmesini anlatan psikolojik bir kavramdır. Psikoloji literatüründe yansıtma, savunma mekanizmaları arasında yer alır.

Örneğin kendi dürüstlüğü konusunda içsel bir çatışma yaşayan kişi, çevresindeki insanların dürüstlüğünden sürekli şüphe duyar. Ancak burada önemli bir ayrım vardır. Birini dürüst olmamakla suçlamak tek başına yansıtma anlamına gelmez. Yansıtmadan söz etmek için kişinin kendi iç dünyasıyla başkasına yönelik algısı arasındaki ilişkiye bakmak gereklidir.

Yansıtma Bir Savunma Mekanizması Olarak Nasıl Çalışır?

Klasik psikodinamik yaklaşım, savunma mekanizmalarını kişinin kendisi hakkında kabul etmekte zorlandığı düşünce ve duyguların yarattığı psikolojik rahatsızlıkla başa çıkma yolları olarak açıklar.

Yansıtma sırasında kişi, kendisinde görmek istemediği bir özelliği karşısındaki insanda algılar. Böylece dikkatini kendi iç çatışmasından uzaklaştırır.

Örneğin yoğun öfke taşıyan biri çevresindeki insanları olduğundan daha düşmanca algılar. Bu durumda “Ben öfkeliyim” düşüncesi yerine “İnsanlar bana karşı saldırgan” düşüncesi öne çıkar.

Ancak yansıtmayı bir insanın davranışından kesin olarak anlayamayız. Karşımızdaki kişinin gerçekten saldırgan davranması da mümkündür. Bu nedenle her suçlamayı veya anlaşmazlığı yansıtma olarak yorumlamak doğru değildir.

Günlük Hayatta Sık Görülen Yansıtma Davranışları

Yansıtmanın günlük hayattaki biçimleri birbirinden farklıdır. Üstelik kişi bunu çoğu zaman bilinçli bir planla yapmaz.

1. Sadakatsizlik Konusunda Sürekli Şüphe Duymak

Kendi ilişkisinde sadakat konusunda çatışma yaşayan biri, partnerinin davranışlarını sürekli şüpheyle yorumlar. Kendi düşüncelerini veya dürtülerini karşısındaki kişiye atfederek partnerinin de aynı şeyi yaptığını düşünebilir.

Ancak partnerini kıskanmak veya sadakatsizlikten şüphelenmek tek başına yansıtmanın kanıtı değildir. Geçmiş deneyimler, ilişkide yaşanan güven sorunları ve partnerin gerçek davranışları da bu duyguyu yaratabilir.

2. Kendi Davranışını Başkasında Görmek

Kendi dürüstlüğü konusunda sorun yaşayan biri çevresindeki insanların da dürüst davranmadığına inanabilir.

Örneğin iş yerinde kuralları ihlal eden bir çalışan, diğer çalışanların da aynı şeyi yaptığına dair güçlü bir inanç geliştirebilir. Böyle düşünmek kişinin kendi davranışını daha sıradan ve kabul edilebilir hissetmesine yardımcı olur.

“Zaten herkes yapıyor” cümlesi bazen bu düşünce biçiminin günlük hayattaki karşılığıdır.

3. Kendi Güvensizliğini Eleştiriye Dönüştürmek

Kendisine karşı son derece eleştirel olan biri, başkalarının küçük hatalarına karşı da aşırı hassas davranabilir.

Kişi kendi içinde kabul etmekte zorlandığı kusurları çevresindeki insanlarda gördüğünde bunlara güçlü tepki gösterebilir. Böylece dikkati kendi güvensizliklerinden uzaklaşır ve karşısındaki kişinin eksikliklerine yönelir.

Ancak başkalarını eleştiren herkesin aslında kendisini eleştirdiği sonucuna varamayız. Eleştirinin içeriğine, yoğunluğuna ve tekrar eden davranış örüntülerine birlikte bakmak gerekir.

4. Kendi Öfkesini Başkasına Atfetmek

Kendi öfkesini kabul etmekte zorlanan biri çevresindeki insanların kendisine kızgın olduğunu düşünebilir.

Karşısındaki kişinin nötr bir yüz ifadesini düşmanca yorumlayabilir veya sıradan bir sözü saldırı gibi algılayabilir.

Burada kişinin kendi duygusu, karşısındaki insanı algılama biçimini etkiler. Sonuçta “Ben öfkeliyim” yerine “O bana karşı öfkeli” düşüncesi ortaya çıkar.

5. Kendi Kıskançlığını Karşı Tarafa Yüklemek

Kıskançlık da yansıtmanın ortaya çıkabileceği alanlardan biridir.

Kendi kıskançlık duygusunu kabul etmekte zorlanan kişi, karşısındaki insanı kıskanç olmakla suçlayabilir. Özellikle aynı suçlama farklı insanlara karşı sürekli tekrar ediyorsa kişinin kendi duygularını da sorgulaması anlamlıdır.

Yine de tek bir davranış üzerinden “Bu kesinlikle yansıtma” sonucuna varmamak gerekir.

6. Sorumluluğu Sürekli Başkasına Yüklemek

Hata yaptığımızı kabul etmek her zaman kolay değildir.

Bazı insanlar yaşadıkları sorunlarda kendi paylarını görmek yerine sorumluluğu sürekli çevrelerindeki insanlara yükler.

“Ben böyle davranmasaydım sen bunu yapmazdın.”

“Her şey senin yüzünden oldu.”

“Benim hiçbir suçum yok.”

Bu tür ifadeler tekrar eden bir davranış biçimine dönüştüğünde kişinin kendi sorumluluğuyla yüzleşmekten kaçındığını gösterebilir.

Ancak sorumluluğu başkasına yüklemek ile psikolojik yansıtma tamamen aynı kavram değildir. Bazen ikisi birlikte ortaya çıkar, bazen de kişi yalnızca sorumluluktan kaçınır.

Narsisizm ve Yansıtma Aynı Şey mi?

Yansıtma hakkında konuşurken “narsisistik yansıtma” ifadesiyle sık sık karşılaşırız.

Ancak burada dikkatli olmak gerekir.

Yansıtma yalnızca narsisistik kişilik özellikleri taşıyan insanlara özgü değildir. Hepimiz zaman zaman savunmacı düşünce ve davranışlar gösterebiliriz.

Bazı kişiler kırılgan öz saygılarını korumak amacıyla kendi kabul etmekte zorlandıkları özellikleri başkalarına atfedebilir. Ancak bir insanın yansıtma davranışı göstermesi onun narsisistik kişilik bozukluğu olduğu anlamına gelmez.

Bir kişiye yalnızca davranışlarından yola çıkarak psikiyatrik tanı koymak doğru değildir.

Yansıtma Yaptığımı Nasıl Anlarım?

Yansıtmayı kendimizde fark etmek kolay değildir. Çünkü savunma mekanizmalarının önemli bir bölümü bilinçli bir karar sonucunda ortaya çıkmaz.

Yine de bazı sorular kendi davranışlarımızı daha yakından incelememize yardımcı olur.

Tekrarlayan Yargılarınıza Bakın

Başkalarında sürekli aynı özellik sizi rahatsız mı ediyor?

Farklı insanları tekrar tekrar bencillik, kıskançlık, güvensizlik veya dürüst olmamakla mı suçluyorsunuz?

Böyle bir örüntü fark ettiğinizde hemen “Demek ki ben de böyleyim” sonucuna varmayın.

Bunun yerine kendinize şu soruyu sorun:

“Bu özellik neden bende bu kadar güçlü bir tepki yaratıyor?”

Bazen cevap gerçekten karşıdaki insanın davranışındadır. Bazen de cevap kendi iç dünyamızda saklıdır.

Tepkinizin Yoğunluğunu İnceleyin

Birinin yaptığı küçük bir hata sizi beklediğinizden çok daha fazla öfkelendiriyorsa burada durup düşünmek faydalı olabilir.

Neden bu kadar etkilendiniz?

Karşınızdaki kişinin davranışı gerçekten bu tepkiyi gerektiriyor mu?

Yoksa davranış sizin kendi korkularınızdan veya güvensizliklerinizden birine mi dokunuyor?

Orantısız tepkiler her zaman yansıtma anlamına gelmez. Ancak kendimizi anlamak için önemli ipuçları taşır.

İç Konuşmalarınızı Dinleyin

Kendinizle nasıl konuşuyorsunuz?

Kendinizi sürekli yetersiz, başarısız veya değersiz mi buluyorsunuz?

Kendimizde kabul etmekte zorlandığımız özellikler bazen başkalarını değerlendirme biçimimizi etkiler. Bu nedenle başkalarına yönelttiğimiz sert eleştirilerin yanında kendimize yönelttiğimiz eleştirileri de fark etmek önemlidir.

Belki de başkasında tahammül edemediğimiz şey, kendimizde görmekten korktuğumuz bir özelliğe dokunuyordur.

Sürekli Başkalarını mı Suçluyorsunuz?

Hayatınızda ters giden her şeyin sorumlusu başka biri mi?

İlişkilerinizde yaşanan sorunların tamamını karşı taraf mı yaratıyor?

İş hayatınızdaki her problem başkalarının hatalarından mı kaynaklanıyor?

Elbette bazı durumlarda gerçekten haksızlığa uğrarız ve sorumluluk karşı tarafa aittir. Öz farkındalık her olayda suçu kendimizde aramak anlamına gelmez.

Ancak hayatımızdaki farklı sorunlarda sürekli aynı biçimde başkalarını suçluyorsak kendi payımıza da bakmamız gerekir.

Yansıtmanın İlişkiler Üzerindeki Etkileri

Yansıtma kısa vadede kişinin kendisi hakkında rahatsız edici bir gerçekle yüzleşmesini engelleyerek psikolojik bir rahatlama sağlayabilir.

Ancak uzun vadede bedeli ağır olabilir.

Çarpıtılmış Sosyal Algı

Kendi duygularımızı başka insanlara yüklediğimizde onların niyetlerini yanlış yorumlamaya başlarız.

Karşımızdaki insanın ne yaptığından çok, onun yaptığını düşündüğümüz şeyle ilişki kurarız.

Böylece yanlış anlamalar ve gereksiz çatışmalar ortaya çıkar.

Sorumluluktan Kaçmak

Kendi davranışlarımızdaki payı sürekli dışarıda aramak kısa vadede rahatlatıcıdır.

Ancak bu alışkanlık hatalarımızdan öğrenmemizi zorlaştırır.

Çünkü değiştirebileceğimiz tek şey başkalarının davranışları değil, kendi davranışlarımızdır.

Kişisel Gelişimin Önünü Kapatmak

Kendimiz hakkında görmek istemediğimiz her şeyi başkalarına yüklediğimizde iç dünyamızı tanıma fırsatını kaybederiz.

Öz farkındalık bazen rahatsız edicidir.

Ancak değişim çoğu zaman tam da bu rahatsızlığın başladığı yerde ortaya çıkar.

İlişkilerde Güven Sorunları

Sürekli suçlanan, niyeti yanlış yorumlanan veya kendisine ait olmayan duyguların sorumluluğunu taşımak zorunda kalan kişi zamanla ilişkiden uzaklaşabilir.

Bu durum romantik ilişkilerde olduğu kadar arkadaşlıklarda, aile ilişkilerinde ve iş hayatında da karşımıza çıkar.

Yansıtma Her Zaman Bilinçsiz midir?

Klasik psikanalitik yaklaşım yansıtmanın büyük ölçüde bilinçdışı niteliğini vurgular. Ancak modern psikoloji konuya daha nüanslı yaklaşır.

Farkındalık her zaman ya hep ya hiç şeklinde çalışmaz.

Bir insan kendi kıskançlığının farkında olabilir ama aynı özelliği başkalarında olduğundan daha kolay fark ettiğinin bilincinde olmayabilir.

Benzer şekilde kişi kendisinde bencillik olduğunu kabul ederken bencil davranışlara karşı neden bu kadar sert tepki verdiğini fark etmeyebilir.

Bu nedenle yansıtmayı yalnızca “Kişi kendinde olanı bilmiyor ve başkasına yüklüyor” şeklinde açıklamak konuyu gereğinden fazla basitleştirir.

Modern araştırmalar başka bir olasılığa da işaret ediyor. Kişi kendisinde görmek istemediği bir özelliği zihninden uzaklaştırmaya çalıştığında, o özellik zihinsel olarak daha erişilebilir hâle gelebilir. Sonuçta aynı özelliği başka insanlarda fark etmeye daha yatkın hâle gelir.

Yansıtmayı Fark Etmek Neden Önemlidir?

Yansıtmayı anlamanın amacı başkalarının davranışlarını analiz edip “Sen bana yansıtma yapıyorsun” demek değildir.

Asıl değer, kendimize bakabilmekte yatar.

Bir insan bizi öfkelendirdiğinde, kıskandırdığında veya rahatsız ettiğinde karşı tarafın davranışını değerlendirmek elbette önemlidir. Ancak bunun yanında kendi tepkimize de bakabiliriz.

“Neden bu kadar etkilendim?”

“Bu duygu bana neyi hatırlatıyor?”

“Karşımdaki insanın davranışını mı değerlendiriyorum, yoksa kendi korkularımı da bu değerlendirmeye katıyor muyum?”

“Bu durumda benim sorumluluğum ne?”

Bu soruların amacı kendimizi suçlamak değildir.

Tam tersine, bize ait olanla karşımızdaki insana ait olanı birbirinden ayırmaktır.

Çünkü öz farkındalık, her sorunun kaynağını kendimizde aramak değildir. Başkasına ait olanı ona bırakırken bize ait olanı görebilecek kadar kendimize dürüst davranmaktır.

Sevgiyle ve Işıkla,

Sevgim Çöloğlu

Kaynaklar

Baumeister, R. F., Dale, K. & Sommer, K. L. (1998). Freudian Defense Mechanisms and Empirical Findings in Modern Social Psychology: Reaction Formation, Projection, Displacement, Undoing, Isolation, Sublimation, and Denial. Journal of Personality, 66(6), 1081–1124.

Cramer, P. (2015). Defense Mechanisms: 40 Years of Empirical Research. Journal of Personality Assessment, 97(2), 114–122.

Freud, A. (2018). The Ego and the Mechanisms of Defence. Routledge.

Holmes, D. S. (1978). Projection as a Defense Mechanism. Psychological Bulletin, 85(4), 677–688.

Newman, L. S., Duff, K. J. & Baumeister, R. F. (1997). A New Look at Defensive Projection: Thought Suppression, Accessibility, and Biased Person Perception. Journal of Personality and Social Psychology, 72(5), 980–1001.