Bir odaya girdiğinizde aniden açıklayamadığınız bir sıkıntı, üzerinize çöken bir yorgunluk hissettiniz mi hiç? Öte yandan, zamanın yavaşladığını hissettiren, derin bir huzur ve dinginlik veren bir mekânda bulundunuz mu?
Feng Shui ve Dekorasyon
Çevremizin duygusal durumumuzu etkilediği fikri yeni değil. Yüzyıllardır geleneksel Feng Shui, insan ile yaşadığı çevre arasındaki uyumu araştırıyor. Bu uyumu Chi, elementler, yönler ve mekânsal düzen üzerinden açıklıyor. Günümüzde ise çevre psikolojisi ve nöromimarlık gibi araştırma alanları, yaşadığımız mekânların beynimiz, davranışlarımız ve duygularımızla nasıl ilişki kurduğunu farklı bir pencereden inceliyor.
Son yıllarda “Nöro Feng Shui” adıyla karşımıza çıkan yaklaşım da bu iki dünyayı bir araya getirmeye çalışıyor. Ancak burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Sinirbilim, Feng Shui’deki Chi veya enerji akışının varlığını bilimsel olarak kanıtlamış değil. Buna karşılık bilim; ışığın, görsel karmaşanın, mekânsal düzenin, doğayla temasın ve çevremizdeki biçimlerin algımızı ve bazı fizyolojik süreçleri etkileyebildiğini gösteriyor.
Dolayısıyla mesele artık yalnızca bir mobilyayı uğur getirmesi için yerinden oynatmak değil. Yaşadığımız alanı düzenlerken beynimizin çevresindeki uyaranlara nasıl tepki verdiğini de hesaba katabiliriz.
Zihni ve Mekânı Birleştirmek
Beynimiz içinde bulunduğumuz mekânı yalnızca gözlerimizle görmez. Işığı, sesi, hareket alanını, renkleri, biçimleri ve çevremizdeki nesnelerin oluşturduğu görsel yoğunluğu sürekli işler.
Üstelik bütün bunları her zaman bilinçli olarak fark etmeyiz.
Bir odada rahatça hareket edip edemediğimiz şüphesiz önemlidir. Ne kadar gün ışığı aldığımız veya gözümüzün önünde ne kadar çok eşya bulunduğu o mekânda nasıl hissettiğimiz üzerinde rol oynar.
Araştırmalar, insanların evlerini dağınık veya tamamlanmamış olarak algılamalarıyla stres ve günlük kortizol örüntüleri arasında ilişki bulmuştur. Bu, yerde duran birkaç eşyanın kortizolünüzü yükselteceği anlamına gelmez. Ancak evimizi nasıl algıladığımızın psikolojik iyilik hâlimizle bağlantılı olabileceğini gösterir.
Feng Shui, girişlerin ve geçiş alanlarının açık tutulmasını Chi’nin rahatça hareket etmesi düşüncesiyle açıklar. Bilim bunu enerji akışıyla açıklamasa da kalabalık ve görsel açıdan yoğun ortamların dikkatimizi dağıtabileceğini ve zihinsel yükümüzü artırabileceğini biliyoruz.
İki yaklaşım aynı şeyi söylemiyor. Fakat ilginç biçimde her ikisi de yaşadığımız alanın düzenine dikkat etmemizi öneriyor.
Nöro Feng Shui’yi Evinizde Nasıl Uygulayabilirsiniz?
Ana geçiş yollarını gereksiz eşyalardan arındırın ve evin içinde rahat hareket edebileceğiniz alanlar yaratın.
Yatağınızı veya çalışma masanızı yerleştirirken yalnızca estetiği değil, bulunduğunuz yerde kendinizi ne kadar rahat ve güvende hissettiğinizi de düşünün.
Ahşap, taş, keten ve pamuk gibi doğal malzemeleri dekorasyona dahil ederek doğayla bağlantı hissini artırın.
Her şeyden önemlisi, evinizin size nasıl hissettirdiğini gözlemleyin. Çünkü herkes aynı mekâna veya aynı tasarıma aynı şekilde tepki vermez.
Duyusal Uyaranların Gücü
Işık, renk, biçim ve doğayla temas yaşadığımız mekânı algılama biçimimizi etkiler. Ancak özellikle ışık, biyolojik saatimiz açısından diğer dekorasyon unsurlarından çok daha güçlü bilimsel kanıtlara sahiptir.
Vücudumuzun 24 saatlik uyku ve uyanıklık düzenini yöneten sirkadiyen sistem, gün boyunca gözümüze ulaşan ışığın zamanına ve yoğunluğuna duyarlıdır. Gündüz daha fazla ışık almak biyolojik saatimizin düzenlenmesine yardımcı olurken, gece yoğun ışığa maruz kalmak melatonin ve uyku zamanlamasını etkiler.
Bu nedenle gün içinde doğal gün ışığından yararlanmak, akşam saatlerinde ise daha loş bir ortam yaratmak yalnızca dekoratif bir tercih değildir. Bu, biyolojik ritmimiz açısından da anlam taşır.
Geleneksel Feng Shui’nin doğal ışığa verdiği önemle modern bilimin ışık konusundaki bulguları burada birbirine ilginç bir biçimde yaklaşır. Ancak Feng Shui bunu Yang enerjisi, bilim ise sirkadiyen sistem üzerinden açıklar.
Mobilyaların ve mimari yapıların biçimleri konusunda da ilginç araştırmalar var. Deneyler, insanların çoğunlukla keskin köşeli nesneler yerine kıvrımlı hatlara sahip nesneleri daha olumlu değerlendirdiğini gösteriyor. Bununla birlikte buradan “keskin köşeler beynimiz tarafından kesinlikle tehlike olarak algılanır” sonucunu çıkarmak doğru olmaz.
Yine de çevrenizdeki biçimlerin sizde yarattığı hissi küçümsememek gerekir.
Nöro Feng Shui’yi Evinizde Nasıl Uygulayabilirsiniz?
Gündüz mümkün olduğunca doğal ışıktan yararlanın; akşam saatlerinde ise daha yumuşak ve loş aydınlatmaya geçin.
Salonunuzda daha rahat hissettiriyorsa yuvarlak sehpa, kıvrımlı koltuklar veya yumuşak hatlara sahip dekoratif parçalar kullanabilirsiniz.
Evinize bitkiler ekleyerek doğayla görsel bir bağlantı kurabilirsiniz. Ancak birkaç ev bitkisinin odanın havasını güçlü biçimde temizleyeceği veya beyninizi daha fazla oksijenlendireceği düşüncesine güvenmeyin. İyi iç hava kalitesi için düzenli havalandırma çok daha önemlidir.
Renk konusunda da kendinizi katı kurallara hapsetmeyin. Mavi veya yeşil tonları birçok kişiye sakinlik hissi verebilir. Ancak renklerin insanlar üzerindeki etkisi kişisel deneyimlere, kültüre, ışığa göre değişir.
Evinizin Odalarında Nöro Feng Shui
Artık çevremizdeki uyaranların bizi nasıl etkileyebileceğini bildiğimize göre, evin farklı bölümlerine biraz daha bilinçli bakabiliriz. Çünkü yatak odasında ihtiyaç duyduğumuz ortamla çalışma odasında ihtiyaç duyduğumuz ortam aynı değildir.
Yatak Odası
Yatak odasında temel amaç dinlenmeyi ve uykuyu destekleyen sakin bir ortam yaratmaktır.
Özellikle gece saatlerinde parlak ışığı azaltmak, mümkün olduğunca karanlık bir uyku ortamı oluşturmak ve yatağın çevresindeki gereksiz görsel karmaşayı azaltmak fayda sağlayabilir. Televizyon, telefon ve tablet gibi ekranları yatmadan hemen önce uzun süre kullanmak da ışık ve zihinsel uyarılma nedeniyle uyku düzenini etkileyebilir.
Feng Shui aynalara, yatağın konumuna ve odadaki enerji akışına farklı anlamlar yükler. Bilim ise özellikle ışık, gürültü, sıcaklık ve uyku ortamının niteliği üzerinde durur. Dolayısıyla yatağı yansıtan aynayı kaldırmak bilimsel bir zorunluluk değildir; ancak ayna sizi rahatsız ediyor veya gece ışığı yansıtıyorsa onu farklı bir yere taşımak sizin için daha huzurlu bir ortam yaratabilir.
Çalışma Odası
Çalışma alanında ise hedefimiz farklıdır. Burada dikkatimizi korumak, rahat çalışmak ve gereksiz uyaranları azaltmak isteriz.
Masanızı mümkünse gün ışığından yararlanabileceğiniz bir noktaya yerleştirin. Ancak ekranınıza doğrudan yansıma gelmemesine dikkat edin. Çalışma alanınızda yalnızca ihtiyaç duyduğunuz eşyaları tutmak da görsel karmaşayı azaltır.
Bir veya birkaç bitki eklemek çalışma alanınızı daha sıcak ve doğal hissettirebilir. Buradaki asıl kazanç “beyni oksijenlendirmekten” çok, doğayla görsel temas kurmak ve mekânı daha hoş hâle getirmektir.
Oturma Odası
Oturma odası yalnızca dinlendiğimiz değil, aynı zamanda birbirimizle iletişim kurduğumuz bir alan olduğu için mobilyaların yerleşimi sosyal etkileşimi de etkiler.
Koltukları insanların birbirlerini rahatça görebileceği biçimde konumlandırmak sohbeti kolaylaştırabilir. Her koltuğu televizyona çevirmek yerine insanların birbirlerine de dönebildiği bir düzen oluşturmak, odanın sosyal karakterini güçlendirebilir.
Eviniz Ruh Hâlinizi Gerçekten Etkiler mi?
Evet, yaşadığımız fiziksel çevre ruh hâlimiz, dikkatimiz, stresimiz ve uyku düzenimizle ilişki kurar. Ancak bilim bize “koltuğunuzu şu yöne çevirirseniz enerjiniz yükselir” gibi evrensel bir formül vermiyor.
Belki de Feng Shui ile modern çevre bilimlerinin buluşabileceği en anlamlı nokta tam olarak burada ortaya çıkıyor.
Feng Shui binlerce yıldır insana yaşadığı çevreye dikkatle bakmasını söylüyor. Modern araştırmalar ise ışığın, görsel düzenin, doğayla temasın ve çevresel uyaranların zihnimiz ve bedenimiz açısından neden önemli olabileceğini farklı yöntemlerle araştırıyor.
Biri diğerini kanıtlamak zorunda değil.
Eviniz yalnızca sizi dış dünyadan koruyan dört duvardan ibaret değildir. Uyuduğunuz, düşündüğünüz, dinlendiğiniz, sevdiğiniz, çalıştığınız ve hayatınızın önemli bir bölümünü geçirdiğiniz kişisel alanınızdır.
Bu nedenle çevrenize yeni bir gözle bakın. Hangi odada rahatlıyorsunuz? Hangi köşede huzursuz hissediyorsunuz? Nerede daha iyi odaklanıyorsunuz? Hangi eşya artık yalnızca gözünüzü yoruyor?
Belki de evinizi değiştirmeye başlamanın en doğru yolu, önce evinizin size nasıl hissettirdiğini fark etmektir.
Sevgiyle ve Işıkla,
Sevgim Çöloğlu
