Hiç birilerine zeki, başarılı, güzel ya da yetenekli olduğunuzu kanıtlamaya çalıştınız mı? Olumsuz eleştiriler karşısında kendinizi sürekli açıklamak, savunmak veya haklı çıkarmak zorunda hissettiniz mi?
Peki, ne yaparsanız yapın yaranamadığınız, sürekli suçlamalarla karşılaştığınız ve sonunda susmayı tercih ettiğiniz ilişkiler yaşadınız mı?
Bu konuda fazla iyimser değilim. Çünkü hayatımızın bir döneminde mutlaka eleştiri oklarını üzerimize yönelten, yargı dağıtan, kınayan veya suçlayan insanlarla karşılaşıyoruz. Ancak iyi haber şu ki başkalarının hakkımızdaki düşüncelerinin hayatımızı yönetmesine izin vermek zorunda değiliz.
Bazen tek bir söz, kendimizle ilgili bütün düşüncelerimizi altüst eder. Oysa aynı eleştiriyi başka bir gün duysak belki de üzerinde durmadan geçip gideriz.
Peki, neden bazı sözler bizi bu kadar derinden etkiler?
Olumsuz Eleştiriler Neden Bizi Bu Kadar Etkiler?
Bağışıklık sisteminizin zayıfladığını düşünün. Yetersiz uyku, stres, sağlıksız beslenme ve yorgunluk bedeninizin direncini düşürür. Normal koşullarda kolayca atlattığınız bir hastalık, böyle bir dönemde sizi daha fazla zorlar.
Duygusal dayanıklılığımız da zaman zaman benzer bir hassasiyet gösterir.
Kendimizi yorgun, mutsuz veya güvensiz hissettiğimiz dönemlerde başkalarının sözlerine karşı daha duyarlı hâle geliriz. Normalde önemsemeyeceğimiz bir yorum, zihnimizde büyüyerek kendimize yönelik şüphelerimizi harekete geçirir.
Ancak bu durum, eleştiren insanların karşımıza çıkmasına bizim neden olduğumuz anlamına gelmez. Yalnızca yaşadığımız duygusal koşulların, eleştirilere verdiğimiz tepkiyi etkilediğini gösterir.
Özellikle kendimize ilişkin eski bir güvensizliğe dokunan sözler, beklediğimizden daha derin izler bırakır.
Bazı Eleştiriler Neden Eski Yaralarımızı Hatırlatır?
Çocukluk yıllarında yaşadığımız deneyimler, kendimize yönelik düşüncelerimizin gelişiminde önemli bir rol oynar.
Sürekli eleştiriyle karşılaşan, başarıları yeterince takdir görmeyen veya sevgiyi belirli koşullara bağlayan bir ortamda büyüyen çocuk, zamanla kendi değerinden şüphe etmeye başlayabilir.
Yıllar sonra benzer bir eleştiri duyduğunda geçmişte yaşadığı yetersizlik, utanç veya reddedilme duygusu yeniden ortaya çıkabilir.
Örneğin çocukken görünüşü nedeniyle sık sık eleştiri alan biri, yetişkinliğinde bedenine yönelik sıradan bir yorumdan bile yoğun biçimde etkilenebilir.
Burada asıl sorun yalnızca karşımızdaki kişinin ne söylediği değildir. O sözün içimizde hangi düşünceye karşılık geldiği de önem taşır.
Başkalarının eleştirileri bazen kendimiz hakkında çoktan inanmaya başladığımız olumsuz düşünceleri güçlendirir.
Bu nedenle her eleştiriyi aynı yoğunlukta yaşamayız. Bazıları gelip geçerken bazıları günlerce zihnimizi meşgul eder.
Zorlayıcı İlişkiler Neden Hayatımızda Tekrarlanır?
Bazen farklı insanlarla benzer sorunlar yaşadığımızı fark ederiz.
İsimler, ortamlar ve ilişkiler değişir. Ancak kendimizi sürekli açıklama, onay arama veya suçluluk duyma alışkanlığımız devam eder.
Bu tekrarın ardında geçmiş deneyimlerimizden öğrendiğimiz ilişki kalıpları yer alabilir.
Örneğin sevgiyi kazanmak için sürekli fedakârlık yapmanız gerektiğine inanıyorsanız kendi ihtiyaçlarınızı geri plana atmayı normal karşılayabilirsiniz.
Birinin sizi sevmesi için kusursuz olmanız gerektiğini düşünüyorsanız en küçük eleştiri bile kendinizi kanıtlama çabasına dönüşür.
Ancak burada önemli bir ayrım var.
Başkalarının kırıcı davranışlarından siz sorumlu değilsiniz. Bununla birlikte bu davranışlar karşısında nasıl sınırlar koyduğunuz, kendinizi nasıl koruduğunuz ve hangi ilişkileri sürdürdüğünüz konusunda söz hakkınız var.
Kendi değerinizi fark etmek, başkalarının davranışlarını kendiliğinden değiştirmez. Fakat size zarar veren ilişkilere karşı tutumunuzu değiştirebilir.
Birkaç Örnekle Durumu Netleştirelim.
İnsanların yıkıcı eleştirileri yüzünden kendinizi yetersiz, başarısız veya çirkin hissettiğiniz oluyor mu?
Makyajınızı sildiğinizde biri size “İşte sen busun!” diyor mu?
Topuklu ayakkabılarınızı çıkardığınızda “Boyun da pek kısaymış” yorumuyla karşılaşıyor musunuz?
Biraz kilo aldığınızda hemen zayıflamanız gerektiğini söyleyenler çıkıyor mu?
Küçük bir hatanız yüzünden sizi tembel, sorumsuz veya dikkatsiz olmakla suçlayan insanlar var mı?
Kolayca duygulanıyor, gözleriniz doluyor veya kalbiniz kırılıyor diye alınganlıkla mı suçlanıyorsunuz?
Bütün bunlar kulağa sıradan yorumlar gibi gelebilir. Ancak aynı kişinin sürekli olarak görünüşünüzü, yeteneklerinizi veya kişiliğinizi hedef alması zamanla öz saygınızı zedeleyebilir.
Üstelik bazı insanlar eleştirilerini dürüstlük adı altında sunar.
“Ben sadece doğruyu söylüyorum.”
“Sen de her şeye alınıyorsun.”
“İyiliğin için söylüyorum.”
Oysa dürüstlük, karşımızdaki insanı küçük düşürme hakkı vermez. Bir düşünceyi ifade etmek ile birini değersiz hissettirmek arasında önemli bir fark vardır.
Peki, Siz Bu Eleştiriler Karşısında Ne Yapıyorsunuz?
Makyajınızı sildikten sonra kendinizi çirkin bulmaya mı başlıyorsunuz?
Giydiklerinizin size yakışmadığını düşünüp bedeninizden, hatta genlerinizden nefret mi ediyorsunuz?
Birinin küçümseyici sözleri yüzünden yeteneklerinizin hiçbir işe yaramadığına inanıp yapmak istediğiniz şeylerden vaz mı geçiyorsunuz?
Haksızlığa uğradığınızda kendinizi savunmak yerine sessizce geri çekilip bütün suçu kendinizde mi arıyorsunuz?
Eğer böyle davranıyorsanız size yalnızca şunu söylemek istiyorum:
Sakın başkalarının sözlerini kendiniz hakkında kesin bir hükme dönüştürmeyin.
Birinin sizi güzel bulmaması çirkin olduğunuz anlamına gelmez. Başarınızı küçümsemesi yeteneksizliğinizi kanıtlamaz. Hassasiyetinizi eleştirmesi de duygularınızı değersiz kılmaz.
İnsanların hakkınızdaki düşünceleri, onların bakış açılarını yansıtır. Sizin kim olduğunuzun bütününü değil.
Eleştiri ile Değersizleştirme Arasındaki Farkı Öğrenin
Her olumsuz eleştiri kötü niyet taşımaz.
Bazen sevdiğimiz insanlar hatalarımızı fark etmemize yardımcı olur. İş hayatında, arkadaşlıklarımızda veya aile ilişkilerimizde davranışlarımız hakkında rahatsız edici geri bildirimler alırız.
Böyle durumlarda önemli olan, eleştirinin içeriğine ve karşımızdaki kişinin yaklaşımına bakmaktır.
Yapıcı eleştiri belirli bir davranışa odaklanır. Sorunu açıklar ve gelişmemiz için bir bakış açısı sunar.
Yıkıcı eleştiri ise çoğu zaman doğrudan kişiliğimizi hedef alır.
“Bu işi zamanında bitirmedin” demekle “Sen zaten hiçbir işi beceremiyorsun” demek aynı şey değildir.
İlk cümle somut bir sorunu dile getirir. İkincisi ise tek bir davranış üzerinden kişinin bütün yeteneklerini değersizleştirir.
Her eleştiriyi reddetmek kadar her eleştiriyi doğru kabul etmek de sağlıklı değildir.
Önemli olan, söylenenleri kendi süzgecimizden geçirmektir.
Kendinizi Sürekli Kanıtlamaktan Vazgeçin
Bazı insanlarla ne kadar konuşursanız konuşun kendinizi anlatmayı başaramazsınız.
Sözlerinizi açıklar, niyetinizi anlatır ve yanlış anlaşılmaları düzeltmeye çalışırsınız. Ancak karşınızdaki kişi sizi anlamak yerine yeni bir kusur bulmaya devam eder.
Böyle ilişkilerde kendinizi kanıtlama çabası giderek yorucu bir mücadeleye dönüşür.
Oysa herkesin sizi sevmesi, beğenmesi veya onaylaması gerekmiyor.
Birinin sizin hakkınızdaki düşüncesini değiştirmek için sürekli çaba göstermek yerine kendinize şu soruyu sorun:
“Bu insanın beni anlaması gerçekten mümkün mü, yoksa ben yalnızca onayını kazanmaya mı çalışıyorum?”
Bu sorunun cevabı, enerjinizi nereye yönelttiğinizi fark etmenize yardımcı olur.
Bazen en doğru karşılık uzun açıklamalar yapmak değil, tartışmayı sonlandırmaktır.
Kendi Değer Duygunuzu Güçlendirin
Canınız sıkkın olabilir. İşler istediğiniz gibi gitmeyebilir. Dinlenmeye, yalnız kalmaya veya bir süre hiçbir şeyle ilgilenmemeye ihtiyaç duyabilirsiniz.
Kendinizi her an dengede, enerjik ve mutlu hissetmek zorunda değilsiniz.
Böyle dönemlerde sevdiğiniz şeylere zaman ayırmak, size iyi gelen insanlarla görüşmek veya kendi başınıza kalmak duygusal dengenizi yeniden kurmanıza yardımcı olur.
Ancak başkalarının yorumları sürekli olarak kendinize duyduğunuz saygıyı sarsıyorsa daha derindeki düşüncelerinizi incelemeniz gerekir.
Kendinize nasıl sesleniyorsunuz?
Hata yaptığınızda anlayış mı gösteriyorsunuz, yoksa başkalarının eleştirilerini kendi kendinize tekrarlıyor musunuz?
Görünüşünüzü, yeteneklerinizi ve başarılarınızı değerlendirirken ne kadar adil davranıyorsunuz?
Kendi değerinizi yalnızca başkalarının beğenisine bağladığınızda onların düşünceleri ruh hâlinizi yönetmeye başlar.
Oysa öz değer, her zaman başarılı, güzel, güçlü veya kusursuz olmakla ilgili değildir.
Kendi değerinizi bilmek, eksiklerinizle birlikte saygıyı ve sevgiyi hak ettiğinizi kabul etmektir.
Eleştiriler Karşısında Sınır Koymayı Öğrenin
Kendinizi sevmek, başkalarının kırıcı davranışlarına sessizce katlanmak anlamına gelmez.
Bazen karşınızdaki kişiye sözlerinin sizi rahatsız ettiğini açıkça söylemeniz gerekir.
“Görünüşüm hakkında yorum yapmanı istemiyorum.”
“Benimle bu şekilde konuşmanı kabul etmiyorum.”
“Bu konuyu daha fazla tartışmayacağım.”
Böyle ifadeler hem sınırlarınızı belirler hem de gereksiz açıklamalar yapmanızı önler.
Elbette herkes sınırlarınıza saygı göstermeyecek. Bazı insanlar davranışlarını değiştirmek yerine sizi aşırı hassas olmakla suçlayacak.
Ancak bir sınırın değerini, karşınızdaki kişinin onu ne kadar beğendiği belirlemez.
Sürekli küçümseme, aşağılama veya psikolojik baskı içeren ilişkilerde mesafe koymak, gerektiğinde destek almak ve kendi güvenliğinizi öncelik hâline getirmek önemlidir.
Kendinizle Barıştığınızda Ne Değişir?
Başkalarının sizi nasıl gördüğünü bütünüyle kontrol edemezsiniz. Ancak onların yorumlarını kendiniz hakkında nasıl yorumladığınızı değiştirebilirsiniz.
Birinin görünüşünüzü eleştirmesi karşısında artık kendinizden utanmak zorunda değilsiniz.
İsterseniz gülümseyerek şöyle cevap verin:
“Evet, makyaj yapmayı seviyorum.”
“Topuklu ayakkabılarla daha uzun görünüyorum.”
“Evet, kolay duygulanıyorum. Bazen gözlerim hemen doluyor.”
“Evet, gülünce gözlerimin çevresinde çizgiler oluşuyor.”
Ve ardından ekleyin:
“Ama bütün bunlarla birlikte kendimi seviyorum.”
Kendinizle barışmak, hiçbir özelliğinizi değiştirmemek veya gelişime kapalı olmak değildir.
Hatalarınızı fark ederken kendinizi aşağılamamayı, eksiklerinizi kabul ederken değerinizden şüphe etmemeyi öğrenmektir.
Bir başkasının beğenisini kazanmak için kendinizden vazgeçmediğinizde ilişkilerinizdeki dengeler de değişmeye başlar.
Artık sizi sürekli küçümseyen insanlara kendinizi kanıtlamak için aynı çabayı göstermezsiniz. Bazı ilişkiler yeni sınırlarınızla daha sağlıklı bir hâle gelirken bazıları hayatınızdaki yerini kaybeder.
Başkalarının Eleştirileri Sizin Değerinizi Belirlemez
Hayatınız boyunca sizi eleştiren, yanlış anlayan veya beğenmeyen insanlarla karşılaşacaksınız.
Bütün bu sesleri susturmak sizin elinizde değil. Ancak hangilerini dikkate alacağınıza karar vermek sizin sorumluluğunuzda.
Kimi eleştiriler size yeni bir bakış açısı kazandırır. Kimileri ise yalnızca karşınızdaki insanın önyargılarını, beklentilerini veya kişisel sorunlarını yansıtır.
Bu ikisini ayırt etmeyi öğrendiğinizde her sözü kendinize yönelik bir saldırı gibi yaşamaktan uzaklaşırsınız.
Denediğiniz, başaramadığınız, yanıldığınız ve pişmanlık duyduğunuz taraflarınızla kendinizi kabul edin.
Gülünce yüzünüzde beliren çizgilerinizle, tartıda gördüğünüz kilonuzla, hassas ve kırılgan kalbinizle barışın.
Başkalarının onayını kazanmak uğruna kendi değerinizi sorgulamaktan vazgeçin.
Çünkü sizin değerinizi başkalarının hakkınızda söyledikleri değil, insan olarak taşıdığınız değer belirler.
Siz değerlisiniz!
Sevgiyle ve Işıkla,
Sevgim Çöloğlu
